Akçakoca Köy Kahvaltısı: Sahil Kasabasının Arka Bahçesi
Akçakoca deyince çoğu insanın aklına kordon geliyor. Denize sıfır masalar, balık restoranları, sahil boyunca dizilmiş kafeler. Ama kasabanın asıl genişliği denizde değil, denizi sırtına alıp tepelere doğru tırmandığınızda başlıyor. Sahil bandını birkaç kilometre geçtiğinizde yol daralıyor, fındık bahçeleri başlıyor ve Akçakoca'nın bambaşka bir yüzü açılıyor: köyler.
Sahili Geçince Başlayan Akçakoca
İdari olarak Akçakoca'nın kırk küsur köyü var. Nüfus kayıtlarına bakıldığında Akkaya, Aktaş, Arabacı, Doğancılar, Kalkın, Uğurlu, Kınık, Beyören gibi isimler sıralanıyor. Bunların bir kısmı sahile yakın, bir kısmı içeride, tepelerin arasında. İç kesimdeki bu mahallelerin ortak özelliği fındık. Akçakoca'nın iç yamaçları neredeyse baştan sona fındık bahçesi.
Bu köylerin bir bölümü, tarihsel olarak Karadeniz'in doğusundan gelen ailelerle kurulmuş. Uğurlu ve Kalkın'ın 1877 sonrası, Doğu Karadeniz'den gelen Laz aileler tarafından yerleşildiği biliniyor. Daha sonra, 1980'lerde Giresun ve Ordu'dan gelen ailelerin özellikle Doğancılar çevresine yerleşip fındık işiyle geçindiği kaydediliyor. Yani bu köylerin mutfağı da, Akçakoca'nın genel Karadeniz çizgisini taşıyor: mısır, fındık, peynir, tereyağı.
Köy Kahvaltısının Sahilden Farkı
Kordondaki kahvaltıyla buradaki kahvaltı aynı tabaklar gibi görünebilir, ama hissi farklı. Sahilde manzara denizdir; içeride manzara bahçedir. Masaya oturduğunuzda önünüzde fındık dalları, arkanızda tepeler var. Ses olarak da dalga değil, kuş ve rüzgâr duyuyorsunuz.
Akçakoca'nın doğa içindeki kahvaltı mekanlarını anlatan kaynaklar, bu yerlerin "organik ürünlerle hazırlanan köy kahvaltısı" sunduğunu, çoğunun yürüyüş patikası ve çocuk oyun alanıyla birlikte düşünüldüğünü söylüyor. Bu tarif aslında köy kahvaltısının ne olduğunu da özetliyor: kahvaltı burada tek başına bir öğün değil, bir bahçede vakit geçirme biçimi.
İçeriğe gelince, Düzce'nin genel köy sofrası neyse Akçakoca köylerinde de o var. Köy ekmeği, taş fırın ekmeği, dağ tereyağı, kaymak, bal, peynir çeşitleri. Karadeniz tarafının imzası olarak mısır unuyla yapılan mıhlama da çoğu sofrada karşınıza çıkıyor. Yumurta genelde köy yumurtası; bahçesinde kümesi olan işletmeler bunu özellikle vurguluyor.
"Organik" Kelimesinin Arkası
Köy kahvaltısı tanıtımlarında "organik" sözcüğü çok geçiyor, bu yüzden biraz ihtiyatlı olmakta fayda var. Akçakoca köylerindeki işletmelerin önemli bir kısmı, ürünü ya kendi bahçesinden ya da komşu köyden temin ediyor. Akçakoca kahvaltı mekanlarını inceleyen yazılarda, bazı kafelerin reçelini ve balını yakın bir köyden aldığı, bu yüzden fiyatının da biraz yüksek olduğu belirtiliyor.
Burada "organik"in sertifikalı bir tanım olup olmadığı çoğu zaman [UNVERIFIED] kalıyor. Daha doğru bir ifadeyle: ürün yerel, mevsiminde ve genelde küçük üreticiden. Sertifika aramaktan çok, reçelin ev yapımı mı yoksa kova reçeli mi olduğunu, balın gerçekten petekli mi geldiğini sormak daha pratik bir ölçü. Köyde kahvaltı yapmanın bütün mantığı zaten bu sorulara dürüst cevap alabilmek üzerine kurulu.
Gitmeden Önce Birkaç Not
Bu köy mekanlarının çoğu sahildeki kafeler gibi her gün, her saat açık değil. Hafta sonu ağırlıklı çalışan, hatta sadece rezervasyonla masa açan yerler var. Yola çıkmadan önce arayıp teyit etmek en sağlamı.
Ulaşım da kendi başına bir konu. Sahil bandından sonra yollar dağ yoluna dönüşüyor; kısa mesafeler bile virajlı olduğu için sandığınızdan uzun sürebiliyor. Kışın bazı üst köy yolları zorlaşıyor, o yüzden ilkbahar ve yaz bu kahvaltı için en rahat dönem. Fındık bahçeleri de en yeşil halini bu aylarda alıyor.
Akçakoca'ya gelip sadece kordonu görmek, kasabanın yarısını görmek demek. Sahil güzel, orası tartışılmaz; sahil bandındaki kahvaltıyı ayrıca denize sıfır kahvaltı notlarında anlatmıştık. Ama köy mahallelerine çıkıp bir fındık bahçesinin kenarında kahvaltı etmek, kasabanın gürültüsüz, yavaş ve kendine ait olan tarafını gösteriyor. Daha fazla bölge rehberi için blog sayfasına göz atabilirsiniz.
Bir sonraki sefer sahile inmeden önce, arabanın burnunu tepelere çevirin. Akçakoca'nın asıl sofrası, denizi arkanızda bıraktığınız yerde başlıyor.